3 Mart 1924 tarihinde kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluşunun 86. Yıldönümü çeşitli etkinliklerle kutluyor.
Diyanet, 2010 yılı Kuran’ın nüzulünün 1400. yılı ile kuruluşunun 86. Yıldönümü için tanıtım toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu;
2010 KUR'AN YILI ETKİNLİKLERİ TANITIM TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI
Tarih: 03.03.2010
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı
Sayın Başbakanım,
Değerli Konuklar,
2010 yılı Kur’an’ın nüzûlünün 1400. yılı ve ve 3 Mart 2010 tarihi Başkanlığın kuruluşunun 86. yıldönümü. Bu vesileyle düzenlediğimiz tanıtım toplantısını onurlandırmanızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, hoş geldiniz diyor, ayrı ayrı selam ve saygılarımı sunuyorum.
3 Mart 1924 tarihi Diyanet camiamız açısından her zaman bir milat olarak değerlendirilmektedir. Bilindiği gibi Cumhuriyetimizin ilanının üzerinden henüz tam bir yıl geçmeden devletin din ve dini hayatla ilişkilerinin nasıl tanzim edileceği konusu bir hayli önem kazanmış ve bu konuda öne çıkan yaklaşım ve beklentilerin kanunla kayıt altına alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı, 86 yıl önce bugün, yeni Cumhuriyet’in ayrılmaz bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.
Ülkemizin bugün en baskın özelliklerinden biri, sadece nüfusta ve tezahür dünyasında değil gündelik hayatın ve beşeri ilişkilerin birçok alanında İslam’ın hissedilir şekilde var olmasıdır. Bu tespit için sokağa, mahalleye, hayata nazar etmek yeterlidir. Ancak bu nazar başka hiçbir Müslüman ülkede rastlanamayacak bir denge ve huzura da tanıklık edecektir. Gerçekten de ülkemizde varolan dini hayat, farklılıkları zenginlik kabul etmede, geçmişin mirası ile çağın dinamizmini sağlıklı bir şekilde buluşturmada, dini bilgide yenilenmeyi, davranışlarda samimiyeti, dindarlıkta ahlakiliği öne çıkarmada emsalsiz örnekler sunmaktadır.
Şüphesiz bu noktaya erişmede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü asla göz ardı edilemez. Başkanlık, ilgili kanunlarda kendisine yüklenen görevleri bugüne kadar eksiksiz ve yüksek bir sorumlulukla yerine getirme gayreti içinde olmuştur. Devletin kurumları içinde belki de sivil bir vizyona en çok sahip olan Başkanlığın siyaset üstü bir düzeyde kalma kararlılığı, her türlü polemikten uzak kalma iradesi, toplumu din konusundaki doğru bilgilendirme ve topluma kuşatıcı din hizmeti sunma çabası dün olduğu gibi bugün de hayati bir önemi haizdir.
Uğurlama törenine gelen umreci yakınları meydanı doldurdu. Törende İlçe Müftüsü Abdulkadir ÇAKIL ve grup sorumlusu Çarşı Camii İmam-Hatibi Mehmet DEMİRTAŞ birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ve duaların ardından 46 umreci dualarla uğurlandı.
BAŞYAZI: Ayrımcılığa karşı gönül bağlarıyla birleşmek
Cuma, 26 Şubat 2010 09:50
Yüce dinimiz İslam, insanın kendisi, çevresi ve Yüce Yaratan ile ilişkilerini sağlıklı şekilde kurabilecek bir bilinç, iç barış ve özgüvene kavuşmasını gaye edinmiş; dünya ve ahiret, madde ve mana dengesi ile iman, akıl, bilgi, düşünce ve duygunun ahenkli birlikteliğine büyük önem vermiştir. Toplumsal hayatta ahenk, huzur, bütünlük ve dayanışmayı gaye edinen İslam, insanlar arasında ırk, dil, renk, cinsiyet, inanç ve kültür başta olmak üzere farklılıkları ve eğilimleri tabii bir olgu olarak kabul etmiş, fakat bu farklılıkların toplumsal ayrılıklara ve ayrımcılığa dönüşmesine hiçbir zaman onay vermemiştir.
Yüce Allah Kur’an’da: “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rum, 22) buyurmak suretiyle, dillerin ve renklerin farklı olmasının Allah’ın varlığının delillerinden biri ve ilahî hikmetin gereği olduğunu belirtmiştir. Hucurât suresinin 13. ayeti de bize bu konuda çok önemli bir ölçüt getirmektedir: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 13) Bu ayet, farklı yaratılmanın ‘kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma’ fonksiyon ve hikmetini onaylarken; insanın şeref ve değerini, kendi iradesi dışında sahip olduğu aidiyetlere değil, kendi irade ve çabasıyla elde ettiği değerlere bağlamıştır.
Rahmet peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) da; “Ey insanlar, şunu çok iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, atanız da birdir. İyi biliniz ki, Arab’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arab’a üstünlüğü yoktur. Beyaz tenlinin siyah tenliye, siyah tenlinin beyaz tenliye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva (yani Allaha karşı duyulan derin saygı ve çekinme duygusu) iledir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/411) ifadeleriyle bu hususu açıkça vurgulamaktadır.
Yüce Yaratıcı’nın Kuran-ı Kerim’de “yüce bir ahlak üzere” olduğunu belirttiği ve tüm insanlara rahmet elçisi olarak gönderdiği, peygamberlik zincirinin son halkası olan Sevgili Peygamberimiz (sav)’in hicri takvime göre doğumu vesilesiyle kutlayageldiğimiz Mevlid Kandili’ni 25 Şubat Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece idrak edeceğiz.
Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun ki Rasûlullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) buyrularak Sevgili Peygamberimizin hayatı bizlere yaşanabilir ‘en güzel örnek’ olarak takdim edilmiştir. Hz. Peygamberi örnek almak, ancak O’nun insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı daveti hayatımıza yansıtmakla ve güzel ahlakını bir bilinç ve hayat tarzı olarak davranışlarımızın mihveri yapmakla mümkündür.
“Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her türlü kötülükten arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151) ayet-i kerimesinin açıkça dile getirdiği gibi, ilahi hitabı bizlerle buluşturan Rahmet Elçisi (sav), aynı zamanda o kelamı bize açıklamış ve onun hayat veren mesajını bizzat yaşayarak bizlere aktarmıştır. Kur’an ve bütün ahlaki erdemleri şahsında toplayan Hz. Peygamber, tüm insanlığa bir kurtuluş ve diriliş çağrısı yapmıştır. İşte Mevlid Kandili ve diğer mübarek gün ve geceler, bu çağrıyı gönlümüzde, zihnimizde ve hayatımızda diri ve canlı tutmak adına fırsat günleridir.
Dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı modern dönemde, Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)’in Sünnetini daha iyi anlamaya, bunun için de gönlümüzü Kur’an’a açmaya ve Sevgili Peygamberimiz(sav)’in örnek hayatını ve ahlakını rehber edinmeye ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü Kur’an ve Sünnet, bizi sıradan bir canlı olmaktan kurtarıp aslımıza döndüren bir çağrı olarak, bize kendimizi, Rabbimizi ve varoluşun sırrını tanıtan bir hakikat bilgisi olarak 14 asırdır bizleri korumuş, dünya hayatının engebeli yolculuğunda dimdik ayakta durmamızı ve dosdoğru yol üzere yürümemizi sağlamıştır. Öyleyse Mevlid Kandili’nde Kur’an’la ve Peygamberimiz(sav)’in Sünneti ile buluşalım, onları evimize misafir edelim, Peygamber Efendimizi daha yakından tanıyalım, çocuklarımızı O’nun sevgisi ile yetiştirelim, Kur’an-ı okuma ve anlamayı ibadet, yaşamayı hayatımızın gayesi edinelim.
Bu duygu ve temennilerle, Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü olan Mevlid kandilinin bütün insanlığa rahmet ve huzur getirmesini, O’nu ve insanlığa getirdiği en büyük hediye olan Kur’an’ı yakından tanımamıza ve çağrısı etrafında birleşmemize vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve bütün İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı
İnsan söylediği her sözden sorumludur
Pazartesi, 22 Şubat 2010 08:50
İnsan vücudundaki organlar içerisinde sahası en geniş olan dil'dir. Mesela göz, renk ve suretlerden; kulak seslerden; el cisimlerden başkasını anlayamaz. Fakat dil böyle değildir. O, insanın içinde sakladıklarına, duygu ve inançlarına tercümanlık yapar.
Peygamberimiz dil'in önemini anlatırken şöyle buyuruyor: "İnsanoğlu sabaha çıktığı zaman bütün organları dil'e baş eğerler ve -hâl diliyle- şöyle derler: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Biz sana bağlıyız. Eğer sen dosdoğru olursan, biz de dürüst oluruz. Eğer eğrilirsen biz de eğriliriz." (Tirmizî, Zühd, 60)
Peygamberimiz, dil'in diğer organlardan farklı bir konumda olduğunu ve bu sebeble ona daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini bildiriyor.