|
Perşembe, 08 Temmuz 2010 07:18 |
|
8 Temmuz 2010 Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece, mukaddes bir yolculuğun ve manevi bir yükselişin ifadesi olan ve pek çok ilahi lütuf ve ihsanla dolu Miraç Kandilini idrak edeceğiz.
Peygamber Efendimiz (sav)’in insanlığı İslâm’a davet sürecinin en zor yıllarında bir gece Mescid-i Aksâ’ya, oradan da semaya yaptığı pek çok ilahi hikmet, sır ve bereketi içinde barındıran bu yolculuk, Peygamber Efendimiz (sav) için zaman ve mekanın da sahibi Yüce Mevlâ’nın sonsuz kudretini müşahede etme ve onun desteğine mazhar olarak risalet görevinde manevi güç kazanma vesilesi, müslümanlar için ise Allah’a ve Hz. Peygamber’e bağlılığı pekiştiren bir sınav olmuştur. Nitekim İsra suresinin ilk ayetinde bu kutlu yolculuğun ilk aşaması şöyle dile getirilmektedir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Yüce Allah tarafından alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed Mustafa (sav)’nın, Cenab-ı Hakk’ın yüksek huzuruna kabulü anlamına gelen ve varlığın özüne ve anlamına yolculuğu ifade eden İsrâ ve Miraç, Peygamberimizin şahsında insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufkudur. Miracın özünde her türlü kötülükten arınma, insanlığın yararına değerler üretme, fedakârlık, paylaşma, sorumluluk, zamanın önemini kavrama ve ilahî emirlere teslimiyet göstererek tertemiz bir kulluğa ve yüce mertebelere erişme vardır. Dolayısıyla Miraç hadisesi bizlere, insanın, ilahî rızaya ulaştığında idraki zorlayan nice üst derecelere yükselebileceğini, dünyevi ortamdan sıyrılarak mana âleminde yükselmenin, ilahî rahmet ve huzura erişmenin ancak gönül ve ruh temizliğinden, ahlakî erdemlerle bütünleşmekten, her şeyin sahibi olan Yüce Allah’a bağlılık ve boyun eğmeden geçeceğini de hatırlatır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLAT KANUNU İLE YAPILAN DÜZENLEMELER |
|
|
|
|
Administrator tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 20:15 |
|
1 TEMMUZ 2010 PERŞEMBE GÜNÜ TBMM’ DE KABUL EDİLEN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLAT KANUNU İLE YAPILAN DÜZENLEMELER
1- Diyanet İşleri Başkanlığının merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatlarından oluşturulmuş olup, yeni yapılanma ile Başkanlık ismi değiştirilmeksizin Müsteşarlığa dönüştürülmektedir.
2- Diyanet işleri Başkanının görev ve sorumluluklarının düzenlendiği bu maddede; Başkanın görev süresinin beş yıl ile sınırlandırılmasına ve bir kişinin en fazla iki kez Başkan olarak atanabilmesine imkân sağlanmıştır.
3- Başkana yardımcı olmak üzere en fazla üç Başkan Yardımcısı atanabilmesi getirilerek, Başkan yardımcılarının görev süreleri Başkanın görev süresi ile sınırlı tutulmuştur. Ancak süreleri sona eren Başkan yardımcılarının süreleri, yerlerine Başkan yardımcısı atanıncaya kadar devam edebilecektir. Aynı madde de ayrıca Başkana vekâlet etme görevi de düzenlenmiştir.
4- Bu madde de Din İşleri Yüksek Kurulunun görevleri düzenlenerek, Kurula sadece “ dini konularda “ en yüksek karar ve danışma organı olma görevi verilmiş, Kurul üyelerinin sayısı, görev süresi, Kurul başkanı ve başkan vekilinin seçiminin belirlenmesine; Kurul üyelerinin yedi yıl olan görev sürelerinin beş yıl olarak düzenlenmesine ve görev süresi bitenlere yeniden atanabilme imkânı tanınmasına ve söz konusu Kurulda Din İşleri Yüksek Kurulu uzmanı ve Din İşleri Yüksek Kurulu uzman yardımcısı istihdam edilmesine imkân sağlanmıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu Tasarısı Yasalaştı |
|
|
|
|
Administrator tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 02 Temmuz 2010 06:20 |
|
Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Yasa, Diyanet İşleri Başkanı'ndan vekil imamlara ve hac ve umre hizmetlerine kadar bir dizi düzenlemeye gidildi.
Kanuna göre, Diyanet İşleri Başkanının görev süresi 5 yıl olacak ve bir kişi en fazla 2 kez başkan olarak atanabilecek.
Başkanın vereceği görevleri yapmak ve başkana karşı sorumlu olmak üzere en fazla 3 başkan yardımcısı atanabilecek.
Din İşleri Yüksek Kurulu, Başkanlığın en yüksek karar ve danışma organı olacak ve 16 üyeden oluşacak. Diyanet İşleri Başkanı; Aday Tespit Kurulunca, en az lisans düzeyinde dini yüksek öğrenim görmüş veya dini bilimlerde uzmanlaşmış kişiler arasından belirlenen 24 adaydan 12'si, ayrıca İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden 4 kişiyi kurul üyeliğine atanmak üzere tespit edecek. Kurul üyelerinin görev süresi 5 yıl olacak. Üyeler, en fazla iki kere bu göreve atanabilecek.
Yurt içinde ve yurt dışında İslam dinine mensup farklı dini yorum çevrelerini, dini-sosyal teşekkülleri ve geleneksel dini-kültürel oluşumları incelemek ve değerlendirmek, Din İşleri Yüksek Kurulunun görevleri arasında sayılacak.
Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu, bir başkan ile 8 üyeden oluşacak. Başkan ve üyelerin görev süresi 5 yıl olacak.
-YENİ BİRİMLER OLUŞTURULACAK-
Din Hizmetleri, Eğitim Hizmetleri, Hac ve Umre Hizmetleri, Dini Yayınlar, Dış İlişkiler, İnsan Kaynakları ve Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlükleri ile Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, Diyanet İşleri Başkanlığının hizmet birimlerini oluşturacak.
|
|
Devamını oku...
|
|
Başyazı: Farklılıkla zayıflamadan tevhitle güçlenmek |
|
|
|
|
Çarşamba, 23 Haziran 2010 09:40 |
|
Başyazı
Farklılıkla zayıflamadan tevhitle güçlenmek
İslam, insanı sırf insan olmasından dolayı değerli kılmış, dil, renk, ırk ve cinsiyet gibi farklılıkların ayrımcılığa ve üstünlük iddiasına dönüşmesine müsaade etmemiş, insanlar arasında doğal olarak var olan bu farklılıkları birbirini tamamlayan birer unsur ve iyilikte yarışma imkânı olarak görmüş, marifetullaha açılan bir kapı olarak değerlendirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de: “Ey insanlar! Sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız O’na karşı en fazla saygılı, emir ve yasaklarına karşı en duyarlı olanınızdır.” (Hucurât, 13) buyurularak insanların farklılıklarının ilahî hikmetin ve sınavın bir parçası olduğu vurgulanmıştır.
Allah Rasulü’nün Arabı Arap olmayandan, beyazı siyahtan üstün görmeyen ve tüm insanlığı âlemlere rahmet müjdesiyle kucaklayan uygulamaları, onun yakın çevresinde bulunan Selmân-ı Fârisî ve Suheyb er-Rûmî gibi şahsiyetleri, etnik kökenlerindeki farklara rağmen ashabın en güzide simalarından biri hâline getirmiştir. Bu yaklaşım bir taraftan her türlü asabiyet, ayrımcılık ve azınlık algılarını İslam’ın tevhit inancı içinde eriterek ırkı, dili ve kökeni ne olursa olsun bütün insanlığı ortak insanlık onuru ve Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşama çağrısı ile kuşatırken, diğer taraftan “Dinde zorlama yoktur” ilahî düsturu, inanç ve ibadetin ancak özgür irade ile yapıldığında değerli olacağını belirtmiş ve böylece özgürlüğü ve insana saygıyı toplumsal barışın temeli yapmıştır.
İslam, Müslümanların sadece kendi aralarında değil, toplumu oluşturan bütün unsurlarla iyi ilişkiler içinde olmalarını istemiştir. Nitekim, Hz. Peygamber, Medine’ye hicret sonrasında muhacirlerle ensarı kardeş kılmakla kalmamış, din, ırk ve köken ayırt etmeksizin hicret yurdu Medine’yi, Medine Vesikası’nda ifade edilen ortak değerler ve yararlar etrafında buluşturmuştur. İslam tarihi boyunca da nüfusun çoğunu Müslümanların oluşturduğu toplumlarda, Müslümanların gayrimüslim vatandaşlar konusundaki hukukî, dinî ve ahlakî sorumluluğu sadece onların dışarıdan gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı korunması ile sınırlı kalmamış, onlara din ve vicdan özgürlüğü sağlama, ibadet yerlerini koruma, mal ve can emniyeti gibi temel haklarını güvence altına alma ve bu konularda Müslümanlarla eşit vatandaşlık haklarına sahip kılma da yönetimin temel sorumluluğu olarak görülmüştür. Bu çerçevede İslam’ın hoşgörü anlayışını bulundukları coğrafyada yerleştiren ecdadımızın, başta Balkanlar ve İstanbul’un fethi olmak üzere birçok olayda gösterdiği tavır, İslam’ın kucaklayıcı ve barışcıl mesajının ecdadımız tarafından da çok iyi anlaşıldığının ve Anadolu’da da yaşandığının şahidi olarak milli hafızamızda yer bulmuştur.
Diller ve renkler başta olmak üzere, insanlık âleminde gördüğümüz serapa ve namütenahi çeşitlilik, her bir bireyin âdeta küçük bir kâinat olarak nice sırları ihtiva etmesi, Allah’ın varlığının ve azametinin açık birer delili, O’na şükretmemiz için vesile, toplumsal huzur ve barışın da anahtarıdır.
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
Diyanet İşleri Başkanı
|
|
Diyanet mobil hizmetleri cep telefonunuzda... |
|
|
|
|
Cumartesi, 19 Haziran 2010 23:42 |
|

Mobil hizmetlerimiz cep telefonunuzda...
Uygulamalar ile Kur'an-ı Kerim ve Meali'ni okuyabilir, abdest ile namaz hakkında detaylı bilgilere erişebilir, günlük ezan vakitlerini takip edebilir, vakitlerden ezan dinleyerek haberdar olabilir, nerede olursanız olun kıble yönünüzü bulabilir, dini bilgilere erişebilir ve sorunuzu iletebilir, güncel mesajları takip edebilirsiniz.
Not: Tüm bu hizmetler mobil cihazların teknik kısıtları da göz önüne alınarak 5 ayrı uygulama altında toplanmıştır. Bu uygulamalar cihazlara ayrı ayrı yüklenebilir:
Uygulamaların Temel İçerik ve Linkleri
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 5 / 10 |